Gizli Servisler Siber Uzaydaki Teröristleri Neden Tespit Edemiyor?

Gizli haberleşmenin en önemli unsurlarından biri olan şifreleme, gelişen ve yaygınlaşan teknoloji ile birlikte terörist gruplar tarafından da etkin bir şekilde kullanılmaya başlandı. Gelişmiş şifreleme desteği bugün artık birçok elektronik cihaz ve anlık mesajlaşma uygulamalarıyla tümleşik olarak geliyor. Son dönemde Whatsapp’ın da Open Whisper Systems ile ortaklaşa yaptığı çalışma sonucu, günümüzde en yaygın kullanılan anlık mesajlaşma uygulaması da şifreleme desteğine sahip oldu. Dolayısıyla artık yazışmalar, eskisi gibi çok kolay bir şekilde ele geçirilemiyor, okunamıyor. Zira mesajlaşmanın yapıldığı trafik dinlenilse bile, transfer edilen metin şifrelenmiş olduğundan ele geçirilen metnin ayrıca deşifre işleminden geçmesi gerekiyor.

NSA ve GCHQ gibi istihbarat kurumları, bu tür şifreleri kırabilecek süper bilgisayarlara ve dünyanın en iyi matematikçilerine sahipler. Dolayısıyla bu gibi kurumlardan şifreleme özelliği bulunan Telegram, Signal, Whatsapp vb. uygulamalarla yapılan mesajları, zaman alsa dahi deşifreleyebiliyor. Fakat her zaman deşifre işlemi başarılı olmayabiliyor. Diğer taraftan bugüne kadar İslam’ı kullanan terör örgütleri tarafından yapılan saldırıların planlamalarının ve yönetiminin siber uzay üzerinden, benzer güvenlik ve şifreleme yöntemlerini kullanarak gerçekleştirdiği de istihbarat servislerinin hazırladığı raporlarda yer alıyor. Diğer taraftan, özellikle ABD ve İngiliz istihbarat servislerinin, uçtan uca şifreleme özelliğine sahip uygulamaların algoritmalarını ve böylelikle tüm yazışmaları, görüşmeleri gözlemleyebilmesine rağmen, nasıl oluyor da terörist grupların saldırılarını tespit edemiyor…

ABD ve İngiltere dışındaki diğer ülkelerin istihbarat servislerinin ise bu konuda daha fazla sıkıntı yaşadıkları bir gerçek. Dolayısıyla özellikle Avrupa ülkelerine karşı düzenlenen terör eylemlerinin, şifrelenmiş sistemler üzerinden yönlendirilmesi, özellikle bu ülkelerde istihbarat ve kontrterör teşkilatlarını endişelendirmeye devam ediyor. Terör örgütlerinin bu şekilde fark edilmeden eylemlerini gerçekleştirmeleri ve tehdidin halen devam etmesi sebebiyle özellikle siber istihbarat konusundaki çalışmalara ağırlık verilmiş durumda.

Konunun bir de hukuki boyutu söz konusu olduğundan, deşifreleme konusunda yetenekli olan gizli servislerin de eli kolu bağlı. Özel hayatın gizliliği, verilerin korunması gibi hukuksal kavramlar sebebiyle, istihbarat servislerinin doğrudan kişi dinleme, hackleme gibi bir yetkisi bulunmuyor. ABD gibi ülkeler bu durumun üstesinden geçebilmek için, e-posta, anında mesajlaşma ve sosyal ağ siteleri gibi çeşitli platformların bağlı olduğu firmalarla, bilgi paylaşımı konusunda anlaşma yapıyor. Hükümet ve yargı desteği ile birlikte gelen bu bilgi paylaşımı sayesinde, herhangi bir HACKINT operasyonu yapmaya gerek kalmadan, doğrudan kayıt altına alınmış görüşmeler yetkili kişilerle paylaşılabiliyor.

Gizli servislerin hazırladığı raporlara göre bir diğer önemli tehdit de uçtan uca şifreleme teknolojilerinin açık kaynak olması. Bu sayede terörist gruplar da dahil olmak üzere herkes, kendi şifreleme uygulamasını geliştirebiliyor. Dolayısıyla da veritabanında bulunmayan bir uygulama tarafından yapılan mesaj trafiğinin tespit edilmesi de oldukça zorlaşıyor.

Uçtan uca şifreleme nedir?

Eski nesil mesajlaşma uygulamaları, gönderilen mesajları sunucuya kadar şifrelemekteydi. Böylelikle trafiği dinleyen hacker’lara karşı veriler korunmuş sayılmaktaydı. Veri, sunucuya geldiği andan itibaren güvende olduğu düşünülmekteydi. Ancak bu durum, sunucuların hacklenmesi durumunda büyük bir problem teşkil etmektedir. Ayrıca yasal olarak tutulan log kayıtları, yine yasalar çerçevesinde sunucu hizmeti veren firma tarafından istenmekte, buradaki kayıtlar baştan aşağı incelenebilmekteydi. Uçtan uca şifrelemede ise mesajlar, sunucuda da şifrelenmiş olarak bulunmakta, sunucudan da şifreli olarak hedef kişiye erişmektedir. Dolayısıyla kaynaktan hedefe kadarki yol boyunca veriler tamamen şifrelenmekte, deşifreleme işlemi sadece hedef cihaz tarafından yapılmaktadır. Bu durumda ise mahkeme kararı ile sunucu kayıtlarına bakılmak istense dahi tüm mesajlaşma şifrelenmiş olacağından, herhangi bir inceleme durumu söz konusu olamamaktadır. Servis sağlayıcılar sadece mesajın kimden kime gittiğinin bilgisini verebilmektedir. Ancak mesajın içeriğini sunma gibi bir kabiliyetleri bulunmamaktadır.

Telegram bu konuda öncülük etmiş olan uygulamalardan biri. Dolayısıyla IŞİD gibi terör örgütlerinin ilk olarak kullandığı anında mesajlaşma uygulaması Telegram, uzun bir süredir gizli servislerin de gözünün üstünde olduğu bir platform. Uçtan uca şifreleme bugün Signal, Wickr, iMessage ve Whatsapp gibi birçok uygulamada bulunmaktadır. Diğer taraftan Google‘da Signal’in kullandığı uçtan uca şifreleme teknolojisini kullanacağını duyurdu. Yakın bir zamanda da aktif etmesi beklenmektedir.

Kişisel bilgisayar tarafında ise PGP olarak adlandırılan ve ilk olarak 90’lı yılların başlarında kullanılan uçtan uca şifreleme, bugün halen efektif bir şekilde kullanılmaktadır. Düz metin halinde yazılan mesajları ya da dosyaları, şifrelenmiş metne çevirebilen PGP sayesinde özellikle e-posta mesajlaşmaları olmak üzere, Facebook gönderileri ve forum mesajları da şifrelenebilmektedir. Kullanılan bu sistem, Edward Snowden’in sızdırma yaparken, iletişim kurduğu sistemin aynısıdır. Dolayısıyla NSA gibi gelişmiş kurumların dahi şifreleri çözmesi neredeyse imkansız hale gelmektedir.

Uçtan uca şifrelemeler, genel anahtar şifrelemesi olarak da bilinmektedir. Matematiksel olarak oluşturulmuş iki anahtardan biri, şifreleme işlemi için genel (public) olmaktadır. Diğer anahtar ise gizli (private) anahtardır ve deşifreleme işlemi de bu anahtar aracılığıyla gerçekleşmektedir. El Kaide’nin Inspire isimli dergisinde de aynı sistem kullanılmaktadır. Dergiye makale göndermek isteyen kimseler, dergi tarafından yayınlanan genel anahtar aracılığıyla PGP ile şifreleme yaparak, sadece dergi çalışanlarının okuyabileceği şekilde yazı gönderebilmektedir.

Tam cihaz şifreleme

Cihazların kendilerine ait bir şifreleme desteğinin olması, kaybolma ya da çalınma gibi durumlarda verilerin güvenli bir şekilde muhafaza edilmesine, başkasınının eline geçmemesine imkan tanımaktadır. Bu konuda özellikle iPhone oldukça başarılı bir sistem uygulamakta, kullanıcılarının kişisel verilerinin korunmasında büyük bir rol oynamaktadır. FBI’ın son dönemde Apple ile arasının açılmasındaki en büyük öğelerden biri de tam cihaz şifrelemedir. Daha önce San Bernardino teröristi olan Said Rizvan Faruk’un iPhone’unun kırılabilmesi için FBI, iPhone kırma konusunda uzman kişi ve kişilere yaklaşık 1 milyon dolarlık bir ücret ödemek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla FBI gibi bir gizli servisin dahi, bu tür bir koruma altında eli kolu bağlanmaktadır.

iPhone kullanıcılarının verileri, polis tarafından klonlanamamaktadır. Çünkü verilerin şifrelenmesi, doğrudan telefonun donanımı ile kombine bir şekilde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla klonlanan verinin deşifrelenmesi mümkün olmamaktadır. Günümüz süper bilgisayarlarının “brute force” kullanması da telefonun donanımına ihtiyaç duyulmasından ötürü deşifreleme işlemini gerçekleştirememektedir. Bunun için yine iPhone’nun kendisinin kullanılması gerekmektedir. Bu da deşifre işleminin oldukça uzun bir süre alabileceğini, kimi zaman ise neredeyse imkansız olacağı anlamına gelmektedir.

Android cihazlar da her ne kadar benzer cihaz şifreleme özelliklerine sahip olsa da henüz üreticiler bu konuya Apple kadar hassas yaklaşmamaktadır. Bir diğer önemli husus da cihaz disklerinin şifrelenmesidir. Bilgisayar kullanıcıları bunu Microsoft Windows ile birlikte gelen BitLocker ile yapabilmektedir. Mac kullanıcıları ise FileVault ile yapabiliyorken Linux kullanıcıları için de LUKS gibi seçenekler devreye girmektedir. Bunun dışında disk şifreleme için TrueCrypt gibi uygulamalar da kullanarak tüm diskteki verileri koruma altına almak mümkün. TrueCrypt gibi uygulamalarla ayrıca sanal disk ya da container oluşturmak da mümkün. Dolayısıyla disk üzerinde belli bir bölümün şifrelenebilmekte ve bu şifrelenmiş disk içinde istenilen dosya ve klasörler saklanabilmektedir.

Anonimleştirme

İnternet kullanıcıları için bir diğer önemli unsur da anonimleşmektir. Edward Snowden’in 2013 yılında sızdırdığı belgelerde NSA’in ABD vatandaşları da dahil olmak üzere dünyadaki tüm internet kullanıcılarını gözetlediği ve dinlediği ortaya çıkmıştı. Sadece internet üzerinden yapılan görüşmeler değil, aynı zamanda telefon görüşmeleri de yine NSA’in takibine takılmış durumda. Görüşmelerin her ne kadar dinlenmediği söylense de metadata’nın toplandığı, dolayısıyla kimin kiminle görüştüğü, görüşmenin kaç dakika sürdüğü gibi bilgilerin tasnif edildiği belirtilmektedir.

ABD, özellikle George Bush yönetiminde başlattığı deniz aşırı terörist operasyonlarına paralel olarak, dünyadaki tüm görüşmeleri dinlemek üzere çeşitli projeler başlatmışı ve bu projeleri devlet sırrı olarak uzun bir süre saklamıştır. Snowden’in sızdırdığı belgelere göre bu proje sayesinde pek çok dinleme yapılmış ve saldırı yapacağı tespit edilen kişilere operasyonlar düzenlenmiştir. Konuşmaların şifrelenmesine rağmen, metadata’ların açık olmasından dolayı şüpheye düşen gizli servisler, bu noktadan sonra devreye HUMINT operasyonlarını sokarak, kişiler ve gruplar hakkında bilgi toplamış, gerçekleştirilecek elim olayların önüne geçmiştir.

Metadata’nın toplanmasını önlemek içinse bugünkü terör örgütleri Tor (The Onion Router) isimli servisi kullanıyor. Trafiğin şifrelenmiş bir şekilde birden fazla vekil sunucu üzerinden akışını sağlayan bu sistem sayesinde, sadece veriler değil aynı zamanda metadata da okunamaz bir hal alıyor. Tor kullanılması halinde kaynak ve hedef hakkında ilgi almak neredeyse imkansız.

Neredeyse imkansız çünkü FBI daha önce Stratfor sunucularını hacklediği için Jeremy Hammond hakkında soruşturma başlattığında tüm trafikler incelenmiş ve FBI yetkililerinin şüpheler neticesinde yaptığı sohbet esnasında oluşan trafikle karşılaştırılması sonucu yakalama kararı alınmıştır.

Tor’un kullanımı sırasında da oldukça dikkatli olmak gerekiyor zira Anonymous’un lideri olarak bilinen “LulzSec” bir chat odasına girmeden evvel Tor’u aktifleştirmeyi unutmuş, böylelikle IP adresinin polisin eline geçmesine imkan tanımıştı. Bugüne kadar güvenli olarak tanımlanan Tor’un, Snowden’in sızdırdığı belgelere göre aslında ABD istihbarat görevlileri tarafından da geliştirme sürecine katkıda bulunduğu, dolayısıyla tüm aktivitelerden haberdar olduğu belirtiliyor. Bu durum, özellikle Tor kullanan teriröstlerin tespiti ve yakalanması için oldukça önemli.

OpSec faaliyetleri

Operational Security’nin kısaltması olan OpSec de internette gizlenmenin bir diğer önemli metotlarından biri. OpSec içinde yer alan unsurlardan öne çıkanları arasında “burner phone” olarak adlandırılan, mesajların ve konuşmaların otomatik olarak silindiği, arkada hiçbir iz bırakmayan telefonlar yer alıyor. Bu telefonlarda yer alan uygulamalar underground forumlarda bulunabilen geliştiriciler tarafından özel olarak geliştirilen, sadece belli telefonlarla iletişim yapabilen ve atılan mesajların belli bir süre sonra silinmesini sağlayan uygulamalardır.

Paris saldırıları sırasında da bu uygulamaların kullanıldığı, Fransız istihbarat servisleri tarafından ortaya çıkarılmış durumda. Şu an piyasada, özel olarak geliştirilmiş uygulamalar dışında Telegram ve Wickr gibi genel kullanıma sunulmuş olan uygulamalar da mesajların belli bir süre sonra otomatik olarak silinmesine imkan tanıyor. Ayrıca istenirse bu mesajlar elle de silinebiliyor. Bu sayede, telefonlar üzerinde inceleme yapılmak istendiğinde, tüm kanıtlar çoktan ortadan kaldırılmış oluyor. Linux kullanıcıları için BleachBit gibi uygulamalar kullanılırken, Windows için Windows Washer gibi uygulamalar kullanarak, tüm diskin temizlenmesi mümkün. Bu sayede gerek web tarayıcılarında gerekse de sistemin diğer ögelerinde bulunan kişisel kayıtlar silinebiliyor.

Konuyla ilgili olarak geliştirilmiş ve piyasada satışa sunulan çeşitli USB diskler de bulunuyor. Bu diskler aracılığıyla, sistemde herhangi bir iz bırakmadan internette faaliyette bulunmak mümkün. Son dönemde “Tails” isimli canlı işletim sistemi oldukça revaçta. Diskin bilgisayara takılmasından sonra, otomatik olarak disk içindeki işletim sisteminin çalışmasından dolayı, tüm faaliyetler disk üzerinde meydana geliyor. Dolayısıyla diskin takıldığı bilgisayarda herhangi bir iz bulunmuyor. Bu işletim sistemleri sadece USB diskte çalışmakla kalmııyor, aynı zamanda işletim sistemi LUKS ile şifrelenmiş durumda. PGP ve Pidgin + OTR mesajlaşma ve e-posta şifreleme özelliklerine sahip. Ayrıca doğrudan Tor web tarayıcı ile birlikte geliyor. Dolayısıyla gizli kalma kiçin gerekli olan tüm uygulama ve modüller bu işletim sistemi ile birlikte geliyor.

Bu sistemlerin kullanılması halinde, gerçekleşebilecek operasyonlar ile ilgili istihbarat toplamak da güçleşiyor. Bu problemin aşılabilmesi, gerek Avrupa’da gerekse de diğer bölgelerde benzer olayların yaşanmaması için, ülkelerin istihbarat servislerinin ortak bir veri havuzunun olması, siber istihbarat faaliyetlerinin ortak bir kurum aracılığıyla yönetilmesi gerekmektedir.

Dünden Bugüne İstihbarat ve Siber İstihbaratın Önemi

İstihbarat, özellikle genç yaşlarda ilgi duyulan bir bilim dalı. Yüzyıllardır gizemini korumakta olan, bunun neticesi olarak da birçok insanın önyargıyla yaklaştığı istihbarata son yıllarda Türkiye‘de de farklı bir yaklaşım sergilenmeye başladı. Bunun neticesi olarak ülkemizde de bazı üniversiteler, terörle mücadele ve istihbaratla ilgili konularda programlar açarak, akademik bilgiye sahip, istihbaratı bir bilim dalı olarak gören kişilerin yetişmesine katkıda bulunmaktadır.

Sinema filmlerindeki hikayelerde sürekli olarak ıslak operasyonların ön plana çıkarılması sebebiyle de kimilerinin korku duymasına sebep olan istihbarat, doğru bir şekilde kullanıldığı takdirde, bir ülkenin kısa ve uzun vadedeki geleceğini tayin etmede büyük bir rol oynamaktadır. İstihbarat, haber alma teknolojilerinden kriptolojiye, yabancı dil uzmanlığından psikolojiye kadar birçok müspet ilmi kapsamaktadır. Bir başka deyişle, istihbaratın elde edilmesi için bilginin elde edilmesi ve bunun işlenmesi, ardından analiz edilmesi gibi süreçler bulunmaktadır.

İstihbarat, günün şartlarına uygun olarak gelişmektedir ve çeşitli sözlüklerde “akıl, zeka, malumat, haber, bilgi, havadis, bilgi toplama, haber alma” şeklinde tanımlanmaktadır. İstihbarat bilimcileri tanım yaparken, akıl ve haber alma öğelerini bir arada kullanmaktadır. Dolayısıyla akılcı yöntemlerle haberin alınması ve yine akılcı yöntemlerle bunların işlenmesi neticesinde istihbarat elde edilmektedir. İşlenmemiş haber, istihbarat olamaz. Dolayısıyla elde edilen haberlerin belli bir metodoloji kullanılarak tasnif edilmesi, işlenmesi ve son olarak da raporlanması gereklidir. Aksi takdirde gelen haber, sadece bilgi olarak kalmaktadır.

İstihbarat, planlama, araştırma, deliller toplama ve çeşitli ilmi metotlar kullanarak bunların değerlendirilip, kullanılabilecek bilgi olarak sunulmasını hedeflemektedir. İstihbaratın sistemli bir şekilde toplanması da oldukça önemlidir. Bu sistemin dışına çıkılması bilginin, dolayısıyla da elde edilecek istihbaratın bozulmasına sebebiyet verecektir. Bu da özellikle müşterilerin (teknik terimdir) yanlış karar vermesine sebep olacak, düşman ya da rakiplerine karşın yanlış hareket etmelerini sağladığından başarısızlığın en büyük temeli olacaktır.

İstihbarat toplamak için teknik, insan kaynaklı ve açık kaynak istihbarat toplama teknikleri kullanılmaktadır. Kapalı kaynak olarak adlandırılan istihbarat toplama tekniği, eskiden daha çok sahada yapılmaktayken, bugün siber uzay üzerinden de etkin bir şekilde gerçekleşmektedir. Üstelik elde edilen neticeler, eskiye oranla çok daha düşük maliyetli, hızlı ve güncel olmaktadır. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte artık çeşitli web siteleri, sosyal medya ve sohbet odaları gibi ortamlardan açık kaynak istihbarat toplamak da yine çok daha kolay bir şekilde gerçekleşmektedir.

İstihbaratın ne olduğunu özetleyecek olursak; “İstihbarat, ulaşılabilen açık, yarı açık ve gizli kaynaklardan elde edilen bilginin, ulusal güvenliği tehdit edecek unsurlara karşı koruma sağlamak amacıyla yahut politika yapıcıların, ulus menfaatlerini olumlu şekilde etkileyecek kararların alınması hususunda ihtiyaç duyduğu bilgilerin elde edilip, doğruluğuna göre sınıflandırılması, karşılaştırılması, analiz edilmesi süreci sonucunda ulaşılan bilgidir.”

Bilginin ne kadar önemli olduğu bu tanımla birlikte bir kere daha ortaya çıkmaktadır. Bugün, bilgiyi elde etmek bir tık ötede olduğuna göre, akılcı yöntemler kullanarak istihbarat elde etmek de daha hızlı bir şekilde mümkün olmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, artık istihbaratın internet üzerinden kolayca elde edilebildiğidir. Özellikle sosyal medya hesaplarında paylaşılan bilgi burada büyük bir ehemmiyet teşkil etmektedir. Bugüne kadar pek çok kullanıcının hassas bilgilerini internet üzerinden paylaşması neticesinde çeşitli kaçırma, fidye isteme ve hatta cinayet haberleri basına yansımıştır. Bu durumda internetin kullanımı kadar, bilginin derecelendirilmesi ve korunması da devreye girmektedir. İnternet kullanıcılarının, sadece sahip oldukları, depolama alanlarında kayıtlı bulunan belgeleri değil, aynı zamanda kişisel bilgilerini de muhafaza etmeleri günümüzün olmazsa olmazları arasına girmektedir.

Bugün, teknolojinin geldiği nokta neticesinde siber istihbarata da oldukça büyük bir önem verilmektedir. Ülkeler ve kurumlar, birbirlerine üstünlük kurmak için rakiplerin bilgi sistemlerine karşı saldırılar yapmakta, siber sistemlerini devre dışı bırakarak ekonomik olarak zarar vermeyi amaçlamaktadır. Bunun dışında siber uzayda saklanan verilerin ele geçirilmesi sağlanmış ve böylelikle gelecek planları, kullanılan teknolojiler ve diğer birtakım gizli bilgiler elde edilebilmiştir.

Yapılan bir siber saldırı neticesinde, bir ülkenin tüm elektrik hizmetlerini bir anda kesmek mümkün kılınabilmektedir. SCADA sistemlere yapılacak saldırılarla hedef ülkeye sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda fiziksel saldırılar dahi gerçekleştirilebilmekteidir. Günlerce sürebilecek bir saldırı sonucu, ülkenin tüm banka ve finans kurumlarının sistemleri çökertilebilmekte, hizmet veremez hale getirilebilmektedir. Artık tankla tüfekle savaşma devrinin kapandığı, savaşların siber ortamda gerçekleşeceği çeşitli uzmanlar tarafından belirtilmektedir. ABD’li yetkililer yaptığı bir açıklamada, kendilerine karşı yapılacak herhangi bir siber saldırının, konvansiyonel savaş sebebi olacağını ifade etmiştir.

ABD tarafından yapılan bu resmi açıklama, siber güvenlik ve siber istihbarat öğelerinin önemini vurgulamaktadır. Siber istihbarat, HACKINT olarak da tanımlanan, hackleme üzerine olabileceği gibi, daha önce de ifade ettiğimiz gibi sosyal medya ve çeşitli internet yayınlarından faydalanılarak da elde edilebilmektedir. Bunun haricinde son dönemde, özellikle Suriye ve İran gibi Ortadoğu ülkelerinde de sıkça kullanılan, siber baltuzağı operasyonları da maddi manevi tahribatlara sebebiyet verebilmektedir.

Bugün internet, espiyonaj faaliyetleri için oldukça kullanışlı bir alan haline gelmiştir. ABD’nin Savunma Araştırmaları Servisi‘ne göre, bilgisayarlar ve internet, en hızlı gelişmekte olan istihbarat toplama alanı olarak nitelendirilmektedir. “Tradecraft” olarak adlandırılan ve istihbarat paylaşımı olarak tanımlayabileceğimiz faaliyet, günümüzde internet sayesinde çok daha kolay bir hale gelmiştir.

ABD istihbarat servisinin, kendi haberleşme ağını kurdurması, şifreleme özelliğine sahip haberleşme yazılımlarını geliştirmesi de siber uzaydaki istihbari faaliyetlerin önemini tekrar gözler önüne sermektedir. Bireysel olarak da kullanıcıların, hassas bilgilerini koruyabilmek, başkalarının eline geçmemesini sağlamak amacıyla WhatsApp gibi uygulamalar yerine, açık kaynak şifreleme destekli uygulamalar kullanmaları gerekmektedir.

Mobil cihazlar ve bilgisayarlar için geliştirilmiş zararlı yazılımlar sayesinde pek çok bilgiye anında ulaşmak mümkün olmaktadır. Dolayısıyla kullanılan cihaz, yazılım ve internet ağlarına dikkat etmek gerekmektedir. Ayrıca; önem teşkil edebilecek bilgileri paylaşmaktan kaçınmakta fayda bulunmaktadır.

Siber uzay içerisinde yer alan cihazlar üzerinden bilgi elde etmenin çeşitli yolları bulunmaktadır. Bunlar arasında, yukarıda belirttiğimiz sosyal medya araçlarının kullanılması, casus yazılımların sızdırılması ve hacking yöntemleri olabileceği gibi, doğrudan cihazın fiziksel olarak ele geçirilmesi yer almaktadır.

Buraya kadar anlatılanlar, temel bilgi niteliğinde olup, teknik bilgilere ulaşabilmek için açık kaynakların takip edilmesi, istihbarat, siber istihbarat ve siber güvenlikle ilgili yazılmış olan kitapların okunması tavsiye olunur.

Enigma Kodunu Kıran Baltuzağı Kraliçesi: Betty Pack

İstihbarat faaliyetlerinin önemli öğelerinden olan “baltuzağı” bugün İsrail ve İran istihbarat servisleri tarafından resmi disiplin olarak, istihbarat elemanlarına öğretilen bir yöntem. Bugüne kadar James Bond serilerinde sıkça karşımıza çıkan baltuzağı (diğer adıyla yatak odası operasyonu) belki de Mata Hari ile birlikte çok daha popüler bir hale geldi. Dönemin İngiliz ve Alman istihbarat servisleri için çalışan Mata Hari dışında, baltuzağını oldukça etkin bir şekilde kullanan bir başka isim daha var: Betty Pack.

İngiliz gizli servisi MI6’da, istihbarat elemanı olarak görev yapan Betty Pack için, 1963 yılındaki Time dergisinde yatak odasını, James Bond’un Beretta kullanmasından çok daha etkin kullandığı ifade ediliyor. “Cynthia” kod adını kullanan Pack için II. Dünya Savaşı’nda MI6’in batı kanadından sorumlu olan Sir William Stephenson ise (kod adı: Intrepid) “Savaşın adı duyulmamış en büyük kahramanı” nitelendirmesini yapıyor.

Fransız ve İtalyan donanmalarına ait kodların ele geçirilmesinde, dolayısıyla Enigma kodunun kırılmasında büyük bir rolü olan Pack, savaşın Müttefikler tarafından kazanılmasını sağlayan belki de en önemli isim.

Gençlik yıllarında asi bir kız olan Betty, babası Albay George Thorpe’a çok bağlı, onu çok seven bir çocuktu. Annesi Cora iyi eğitim almış, sevilen ve sayılan bir kadındı. Öğrencilik yıllarında aileden aldığı eğitimin yanına okul eğitimini de ekleyen Betty, daha öğrenciyken bile tanıştığı erkekleri büyülemeyi başarıyordu. Henüz 11 yaşındayken tanıştığı İtalyan diplomat Alberto Lais, Betty ile sohbet edebilmek için sık sık okulunu ziyaret ediyordu. Sarı saçları, yeşil gözleri ve etkileyici ses tonuyla erkekleri heyecanlandıran Betty, zamanla büyümüş, iyice güzelleşmiş ve sahip olduğu kadınsı özellikleri sayesinde başarılı bir casus olmuştu.

Betty 19 yaşına geldiğinde hamile olduğunu öğrenmiş, ancak çocuğun babasının kim olduğunu bir türlü öğrenememişti. Hayatının en önemli öğesi haline gelen cinselliği hoşlandığı her erkekle yaşamaya başlamıştı. Beğendiği adamları kısa bir sürede avcuna alan Betty, yine bir haftasonu partisinde tanıştığı yaşça kendisinden iki kat büyük olan Arthur Pack ile ilişkiye girmiş ve evlenmeye ikna etmişti. Çevresindeki erkeklerin hayalini süsleyen bu kadın artık Arthur’un eşi olmuştu.

Arthur başarılı bir diplomattı ve işi gereği sürekli olarak seyahat ediyordu. Yanında sürekli gezdirdiği eşi Betty de bu durumu sevmiş, yeni tanıştığı erkeklerle yine çeşitli oyunlar oynamaya başlamıştı. Bir süre sonra aslında eşinin oldukça soğuk, hatta ketum biri olduğunu fark etmişti. Sorduğu sorulara yanıt bulamıyor, neden sürekli olarak farklı kimliklerle ve görevlerle adeta bir yaprak gibi savrulduklarını anlayamıyordu. Ayrıca Arthur artık çocuğun kendisinden olmadığı yönünde imalarda bulunuyor hatta bir süre sonra bu konuşmalar hararetli tartışmalara sebep oluyordu. Tüm bu yaşanan gelişmelerin ardından Betty, çocuğunu İngiliz bir aileye verdi ve bu durum karşısında ruhen çökmüş olan Betty, artık herhangi bir erkeğe asla güvenemeyeceğine, sevemeyeceğine ve sıradan bir evlilik yaşayamayacağına karar verdi.

Arthur bir süre sonra Şili ve ardından İspanya’da görevlendirildi. Betty, eşinin misafirleri ile konuştukça onlardan çok fazla şey öğrenmeye başlamış ve artık sızdırma (elicit) konusunda kendine has taktikler geliştirmeye başlamıştı. Betty’nin bu becerisi MI6’in gözünden kaçmamış ve Betty’nin gizli servis için çalışmasıyla ilgili angaje çalışmaları başlatılmıştı. İspanya’da başlayan iç savaş hakkında istihbarat elde etmek isteyen MI6’in görevlendirdiği Sir John Leche’e angaje sürecini hızlandırması talimatını vermişti. Ancak bu noktaya kadar gelinmiş olmasına karşın MI6, Betty’yi gizli servis için çalışmaya ikna edememişti.

Betty daha sonra Arthur’un yeni görev yeri olan Polonya’ya yerleşti. Eşi, her zamankinden daha soğuk ve kendisine karşı çok daha fazla mesafeli olmaya başlamıştı. Burada kendine yeni bir aşk arayan Betty, kısa bir süre sonra Polonya Dış İşleri Bakanlığı’nda çalışan bir diplomatla tanışmış ve bir süre sonra aslında adamın dubl ajan olduğunu, aynı zamanda Almanya için çalıştığını öğrenmişti. Bu dönemde Nazilerin dünyayı işgali ve faşizm tehlikesi ile yüzleşen Betty, soluğu İngiliz Büyükelçiliği’nde John Shelly’in yanında aldı. Kısa bir süre sonra Betty artık MI6 çatısı altında gizli servis elemanı oldu.

İlk resmi görevi Polonya Dış İşleri Bakanı’nın emir subayını baltuzağına düşürmekti. Bir kokteyl sırasında tanışan ikili kısa süre içinde birbirlerine aşık olmuşlar (aslında sadece erkek aşık olmuştu) ve yaşadıkları aşk süresince sürekli olarak emir subayının sıkıntılarını, dertlerini dinlemeye başlamıştı. Hatta bu dertler artık bir süre sonra kendisine tevdi edilen görevlerin ne olduğu ve hatta gizli belgelerde yazılanlara kadar ilerlemişti.

Süreç içerisinde emir subayından elde ettiği en önemli bilgi ise Polonyalılar’ın Almanlar’a ait Enigma kodunu kırdığına dair belgelerdi. Bu belgelerin birer kopyasını MI6’e gönderen Betty, böylelikle Alan Turing’in ünlü makinesini geliştirmesinde büyük bir rol oynadı. Daha doğrusu aslında makinenin geliştirilmesinde en önemli etken Polonyalı matematikçilerdi.

Avrupa’daki görevi bittikten sonra Pack Ailesi tekrar Şili’ye döndü. Betty burada “Elizabeth Thomas” adıyla La Nacion gazetesinde anti-nazi propagandası yapan yazılar kaleme almaya başladı. Çocuğunu arkada bırakan Betty, artık eşini de terk ederek Washingon D.C’ye geri döndü ve burada bir süre freelance gazeteci olarak çalışmaya başladı. İngiliz istihbarat servisindeki yöneticileri de onu bu konuda yönlendirmişler, istedikleri konularda propaganda yapması için gazeteciliğin en uygun meslek olduğunu bildirmişlerdi.

Gazeteci olması sebebiyle çok daha geniş bir ağa ulaşan Betty, yeniden görevlendirilmişti. Bu kez İtalyan Donanma İstihbarat Servisi’inda görevli bir subayı avucuna alacaktı. Gelişmiş iletişim kabiliyeti sayesinde kısa sürede sohbet etmeye başlamış ve sohbet ilerledikçe de hedef kişiyi kendine daha yakınlaştırmıştı. Bu sayede İtalyan donanmasına ait kodları elde etmiş, böylelikle savaş boyunca İtalyan Donanması’nın manevra gücünü sıfıra indirmişti.

Bir süre sonra kendisine yeni bir görev tevdi edilmiş, Vichy Fransız Büyükelçiliği’ne sızmıştı. Burada basın ateşesi olan Charles Brousse ile büyük bir aşk yaşamış, ancak sonunda “Sana ya da bir başkasına ait değilim. Sadece servise aitim” demiş ve böylelikle MI6’e ne kadar bağlı olduğunu kelimelerle de ifade etmişti. Kısa bir süre sonra, bu gerçeğe rağmen Betty, Brousse’u da serviste görev alması için ikna etmiş, Fransız donanmasına ait kodların çalınması için zorlamıştı.

Kodların çalınması için bir gece, aşık çift Vichy Fransız Büyükelçiliği’ne girmiş ve kapıdaki görevliye, o gece bu iki gizli aşığın bir araya gelmesine yardımcı olması için dil dökmüşlerdi. Uzun süren bir sohbetin ardından ikili içeri girmeyi başarmıştı. Takip eden günlerde, haftalar boyunca aynı yerde, yüksek sesle ilişkiye girerek, görevlinin de gerçekten aşık çiftin sadece bu amaç için bir araya geldiklerini inanmasını sağlamışlardı. Sonunda görevliye teşekkür etmek maksadıyla bir kadeh şarap ikram etmişler, ancak içine uyku hapı koymayı da ihmal etmemişlerdi. Birkaç denemenin ardından ilgili kasayı açmış ve donanmaya ait tüm kodların fotoğraflarını çekerek bunu ilgili birimlere iletmişleri.

Betty’nin istihbarat kariyeri bu büyük olaydan sonra son bulmuştu. Brousse’un eşi, bu gizli aşkı öğrendikten sonra Betty’yi takip etmiş ve onun bir casus olduğunu fark etmişti. Bu dakikadan sonra Betty’i deşifre etmiş ve bu sebeple de Betty, MI6’den istemeyerek de olsa emekli olmuştu. Tüm bu yaşanan olumsuzluklara rağmen Betty ve Brousse evlendiler ve uzun yıllar Chateau de Castlenou’da yaşadılar.

Betty, hayatına girdiği onlarca erkeği kalbi kırık bir şekilde geri bırakmış olmasına rağmen hiç pişmanlık duymadı. Yıllar sonra, 1963 yılında yakalandığı kanser hastalığı sebebiyle hayatını kaybetmeden önce, asla utanmadığını, amirlerinin kendisine verdiği görevler sayesinde binlerce İngiliz ve Amerikan askerinin hayatını kurtardığını belirtti. Elde ettiği istihbarat, kimsenin deşifre edileceğinini düşünmediği Enigma kodlarının kırılmasını sağladı.